• Dr. Zafer Akıncı

Acılarımızı neden unutamıyoruz? Nasıl?

Neler çektim bir bilseniz....


Acılarımızı Neden Unutamıyoruz?


Diye başlar birçok cümle. Size de tanıdık geldi değil mi? En az bir yakınınızdan birçok kez duymuşsunuzdur. Hatta belki sizin kurduğunuz cümlelerin de başında geliyordur.


“Anlat bakalım” denmesini beklemeden devam eder bu cümleye başlayan kişiler. Küçükken yaşadıkları, annesinin ya da babasının ona yaptıkları. İlkokula başladığı yağmurlu günü, düştüğünde dizinde açılan yarayı, alamadığı bayramlık harçlığı, daha neler neler... Ve işin ilginç yanı doğrudur bu hikayeler.


Peki, sizce neden anlatan kişi bunu bir kez anlattığında yetinmiyor, üç, beş, on kez anlatmaya devam ediyor? Her seferinde daha acıklı, daha karamsar, daha da çözülemez olan bu hikâyeyi?


İşte tam bunun için.

Birinin onu tam anladığını hissetmek için. Hayattaki varlığını “olduğu gibi” kabul eden birinin onu dinlediğini bilmek için.

Çünkü insan sosyal bir varlık. Ve ilk annemizle başlayan ilişki sürecimizde diğer kişilerin hepsi ayna rolünde ve bir aynaya bakmadan kendimizi görmemiz mümkün olmadığından varlığımızın kabulüne ihtiyaç duyarız. Özellikle çocukluk döneminde ihmal edilmiş ya da görmezden gelinmiş bu kişilerin acılarını abartma eğilimleri çok daha fazladır. Çünkü varlıklarına şahit olacak birine aşırı derecede ihtiyaç duyarlar. Bu alanda etkileyici çalışmalar yapan kişilerden biri de Janov’dur.


Janov nevroz olarak tanımlan bu süreci aslında kişinin primal dönemde yaşadığı acıyı bastırmasından kaynakladığını öne sürmektedir. Her insanın kendine özgü bir primal stili olduğunu ifade etmektedir. Bu da nevrozun yansımasında farklı tür belirtilerin ve yaşantıların ortaya çıkmasındaki en önemli etkendir.


Acılara Sadakat Sendromu Nedir?

Hatta literatürde “Acıya Sadakat Sendromu” diye bilinen bir fenomende vardır. Buna göre kişiler yaşadıkları acılara sadık şekilde bağlı olurlar ve sürekli bu acıları anlatarak dinleyici toplayıp sadakatlerini sürdürürler. Bu durum bir yönü ile depresyonun sürdürülmesini oluşturan önemli bir sebeptir.


Psikolog Jack Kornfield “Acılara sadık olmak insanların depresyondan çıkmasına en büyük engeldir” diyor. Eğer acılardan kurtulmak istiyorsanız günde en az 60 kere içinizden hissederek – artık acılarımı bırakmaya karar veriyorum - cümlesini tekrar etmek bilinçaltınızın rahatlamasını sağlayacaktır.


Bu yüzden beyninize kararlı bir şekilde “Acıları bırakmaya karar verdiğinizi” telkin etmeniz acılardan kurtulmak için çok faydalıdır.


Aslında önemli olan bu durumdaki kişinin anlattıkları değil “anlatmadıkları”dır. Çünkü kendisi de gerçek acı veren olayı bastırdığı için örüntü oluşturduğu diğer yan olaylar ile kendini korumaya odaklanmıştır. Öyle ki bu ilk “acı” ile yüzleşmek çok zor geldiğinden onu yok saymak en kısa çözüm yolu olarak görünmektedir. Oysa beden ve zihin bu olayın kaydını tutmaya devam eder. Kişi gerçekten asıl acı ile yüzleşmedikçe yaşadıklarından zevk alması beklenemez.


Bu nedenle çevrenize iyi bakın, normal bir insanın duygularını gerçekten incitemezsiniz. O kendisini olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmiş, acılarına da sahip çıkabilmiştir. Oysa nevrotik insan, kendi duygularını bastırıp inkar ettiği için herhangi küçük bir olay onun incinmesine sebep olabilmektedir.


Bu nedenle bir çoğumuzun başından aynı zorlukta bir çok olay geçmiş olmasına rağmen bazılarının bu acıya sarınarak kendilerini korumaya alması normaldir. Normal karşılanmalıdır.


Bir kişi size acı dolu yaşamından söz etmeye başlarsa onun anlattıklarını değil asıl anlatmak istediği şeylere odaklanın. Muhtemelen anlatılanların satır aralarında farkedeceğiniz şey, onu anlayıp tüm kalbinizle kendisini kabul etmenizi bekleyen bir çocuğun çığlıklarıdır.

© 2016 by Zafer Akıncı

  • Facebook Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Instagram Social Icon