• Dr. Zafer Akıncı

Eş seçerken...

En son güncellendiği tarih: 5 Ara 2017

"Neden hep dengesizler, kalpsizler, acımasızlar beni buluyor?"



İnsanların en büyük hatalarından birisi ilk görüşte aşka olan inancından dolayı hayatını karartabilecek kişileri seçememe durumudur. Ben aşık olmuş üzüntü yaşamış hemen herkesten şunu duymuşumdur. “neden hep beni dengesizler, kalpsizler, acımasızlar beni buluyor?” bilim bize ikiden fazla tekrar eden aynı sonuçların oluşturduğu süreçlerin bir matematiği olduğunu kanıtlıyor. Yani biz ikide bir aynı problemli kişiler ile ilişki yaşıyorsak bunu bir mantığı vardır. Peki nedir bu mantık. Tabiî ki biziz. Çünkü bir kişi eğer sürekli seçim yanılsaması yaşıyor ve hep hatalı kişileri başta doğru gibi görüyorsa bir problem olduğundan bahsedebiliriz. Buna psişik determinist bir hata olarak da adlandırabiliriz. Ama gerçek, kişisel ve bizle ilgili bir nedenden bahsediyoruz.


Psikolog Marcel Zentner’in idealize eş kavramı olarak tanımladığı iyi bir çalışma da vardır. Marcel Zentner insanlar hoşlanacakları kişileri, aşık olacakları kişileri 4-6 yaş arasında iken belirliyorlar diyor. Yani biz 5 yaşındayken yanımızda sevdiğimiz kadın ve erkek karakterinin hem seksüel hem de kişilik ve fizyolojik özelliklerini idealize ederek bilinçaltımıza kaydederiz. Bir anlamda beynimiz sevilecek kişi ve özellik listesi oluşturuyor. Biz bunların hiç birisini bilemiyoruz. Hiç düşündünüz mü? Biz neden a kişisinden değil de b kişisini çok beğeniyoruz.


Peki insan ne zaman mantıklı diyebileceğimiz seçimler yapabilir. Duygularını en az işe karşıtığı zamanlarda. Reklamcılar bu yüzden duyguları etkileyecek reklamlar yaparlar. Seçimlerimizi etkileyebilmek için.


İnsanoğlu sosyal bir varlık ve iki cins olarak var olduğundan birbirine hem fiziksel ve duygusal hem de sosyal olarak muhtaç ve sürekli bir iletişim halindedir. Ancak özellikle duygusal yükün fazla olduğu ikili ilişkilerde herhangi bir iletişimden çok daha farklı olarak iki insanın birbirlerini tanımaları açık ve net olmalarına bağlıdır. Bu sürece duygular da eşlik ettiğinden kişiler kendilerini bazen içinde çıkılamaz olarak düşünülen birçok durumun içinde bulabilir.


Duygusal ilişki sürecinin başında olan kişilerde duygusallığın artması ile birlikte yanlış karar ve seçim riski artmaktadır. Bu nedenle yanlış karar sonucu oluşan yeni bir duygusal dönem bir kısır döngüyü başlatabilmektedir. Dr. Helen Fisher’in “duygusal körlük” olarak tanımladığı bu durum, hayatımızı en çok etkileyen durumlardan birisidir. Duyguların yoğun yaşandığı dönemlerde muhakeme becerisinin kısmen azaldığını söyleyebiliriz. Bu duygular olumlu olarak nitelendirilen mutluluk, sevinç, heyecan gibi pozitif duygular olmakla birlikte öfke, kaygı, kaybetme korkusu gibi negatif olarak adlandırılan duygular da olabilir. Kişilerde çoğunlukla öncesinde var olan birlikte bastırılmış duygular (değersizlik, suçluluk, engellenmişlik hissi) bu hassas dönemlerde daha çok ortaya çıkmaktadır. Kendi içinde çözülmemiş sorunları bir başkası ile gün yüzüne çıkması her ne kadar karşı tarafla ilgili bir durum gibi görünse de aslında kişinin kendisi ile yüzleştiği önemli ve kritik durumlardan biridir.


Beklentileri karşılanamayan kişiler çoğunlukla “ideal” olarak adlandırdığı tanıma ya da “çoğunluk” diye tabir edilen kişilere göre kıyaslamaya başlamakta, bu da ayrı sorunlara yol açmaktadır.


Kusurluluk/kusursuzluk inancı olarak tanımladığımız durumda bireyler her ne kadar kendilerinin de kusurlu olabileceğini düşünüp söylese de aslında “mükemmel”e duyulan ihtiyaç ve çevresel yönlendirme ile “gerçeklik” algısı değişebilmektedir. Bu nedenle karşıdan bekledikleri davranış aynı ile olmadığında ya da kendi anlamlandırdığı şekilde olmadığında hayal kırıklığı ile başlayan, eğer daha önce çözülmemiş sorunlar varsa depresyon ile devam eden bir sürece dönüşebilir.


Dr. Bernstein’ın ilişkilerin ve sevginin gerçek katili olarak gösterdiği “gerçekdışı sevgi beklentileri sendromu” bize bu konuda çok şey anlatıyor. Eğer bir yerde iki normal insanın ilişkisi bozuluyorsa yüksek ihtimalde ilk sebep gerçekdışı sevgi beklentileridir.


Özellikle duygusal ikili ilişkilerde sürecin başından itibaren kontrollü bir şekilde ilerlemek ileride yaşanabilecek yüksek riskli davranışlardan ve olumsuz duygu durumundan korunmada ilk adımdır.


Kendinizi daha iyi tanımak adına açık bir şekilde verdiğiniz cevaplar yeni bir ilişkiye adım atarken sizin için önemli bir basamak olacaktır.


· Bu kişiden duygusal olarak asıl beklentim ne?

· Bu bende en çok hangi ana duygusal ihtiyacı karşılıyor? (Kastedilen konu içgüdüsel olarak nitelendirilen cinsel dürtülerin dışındaki durumlardır)

· Hayatıma bu kişi girmeden önce bu duyguyu nasıl karşılıyordum?

· Ben bu ilişkiye duygusal olarak nasıl bir yatırım yapıyorum.

· Hangi konularda tolerans gösterebilirim?

· Bir ilişkideki en büyük korkum ne?

· Kendimi gerçekten olduğum gibi ifade edebiliyor muyum?

· Karşımdaki kişi kendini gerçekten olduğu gibi gösterebiliyor mudur?


Referans noktamız değiştikçe değerlerimiz ve davranışlarımız değişmektedir. Bu sorulara cevap vermek bir başlangıç olsa da süreç kendi içinde birçok yeni soruyu beraberinde getirmektedir. Bu nedenle soruları cevaplarken kendinize başkalarının gözünden değil kendi gözünüzden bakın. En azından kendinize karşı bu samimiyeti gösterin.

© 2016 by Zafer Akıncı

  • Facebook Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Instagram Social Icon